​Web sitesi yüksek çözünürlüğü nedeniyle telefonlara uyumlu değildir; daha iyi bir sonuç için lütfen bilgisayarınızda kullanınız!

 Timeline

Şâfiî

767 - 820

Fakih, usûlcü, muhaddis, Şâfiî mezhebinin imamı

Açıklama :

Nail Okuyucu. "Şâfiî". İslam Düşünce Atlası. https://www.islamdusunceatlasi.org
  • Ebû Zehre. İmam Şâfiî. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 1969.
  • Bilal Aybakan. İmam Şafii ve Fıkıh Düşüncesinin Mezhepleşmesi . İstanbul: İz Yayıncılık, 2007.
  • M. Hayri Kırbaşoğlu. Sünni Paradigmanın Oluşumunda Şafi’i’nin Rolü. Ankara: Kitabiyat, 2000.
  • Şamil Dağcı. İmam Şafii hayatı ve fıkıh usulü ilmindeki yeri. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2004.
  • Abdülhalim Cündi. el-İmam eş-Şafii: Nâsırü's-sünne ve Vâziü'l-usûl. Kahire: Dârü’l-Kalem, 1966.
  • Joseph E. Lowry. Early Islamic Legal. Leiden: Brill, 2007.
  • Bilal Aybakan. “Şâfiî”. DİA. c. XXXVIII, 223-233. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2010.

 

İsim

Şâfiî

Tam isim

Ebû Abdillâh Muhammed b. İdrîs b. Abbâs eş-Şâfiî

Kısa Tanıtım

Fakih, usûlcü, muhaddis, Şâfiî mezhebinin imamı

Doğum Tarihi, Doğum Yeri, Ölüm Tarihi, Ölüm Yeri

d. 150/767, Gazze

d. 204/820, Kahire

Hocaları

Süfyan b. Uyeyne, Müslim b. Hâlid ez-Zencî, Mâlik b. Enes, Muhammed b. Hasen eş-Şeybânî

Öğrencileri

Kerâbisî, Za’ferânî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Sevr, Müzeni, Büveytî, Rebî’ b. Süleyman el-Murâdî, Yunus b. Abdülala, Harmele b. Yahya

Ekol Mensubiyeti

Akaidde Ehl-i hadis, fıkıhta Ehl-i hadis ile Ehl-i re’y’den unsurlar da taşıyan orta bir yaklaşım

Etkilendiği İsim ve Ekoller

Mâlik b. Enes’in şahsında temessül eden Hicaz Ehl-i hadis ekolü, Muhammed b. Hasen eş-Şeybani vasıtasıyla Irak Ehl-i re’y birikimi

Etkilediği İsim ve Ekoller

Kendisinden sonra Ehl-i hadis üzerinde belirgin bir etkisi olmuş, bu ekolün mensuplarını Ehl-i rey fıkhına yaklaştırmıştır. Diğer taraftan Ehl-i reyi de belli noktalarda etkilemiştir.

İletişim ve etkileşimde bulunduğu isimler

Yukarıda sayılanlara ilaveten diğer hocaları ve etkileşimde bulunduğu kişiler şunlardır: İsmâil b. Kustantîn, Saîd b. Sâlim, Abdülmecîd b. Abdülazîz b. Ebû Revvâd, Abdullah b. Hâris el-Mahzûmî, Dâvûd b. Abdurrahman el-Attâr, Abdurrahman b. Ebû Bekir el-Müleykî, Fudayl b. İyâz, Abdülazîz b. el-Mâcişûn, İbrâhim b. Ebû Yahyâ, Abdülazîz ed-Derâverdî, Attâf b. Hâlid, İsmâil b. Ca‘fer el-Ensârî ve İbrâhim b. Sa‘d.

Hayatı

Hicrî 150 yılında Gazze’de doğan Şâfiî, Kureyş kabilesine mensuptur. Baba tarafından soyu Hz. Peygamber’in dördüncü kuşaktan dedesi Abdümenâf ile birleşir. Anne tarafından soyu ise Ezd kabilesine bağlanır. Babasının vefatı üzerine henüz iki yaşında iken annesi ile Mekke’ye gitti. Mina yakınlarında mahrumiyet içinde büyüdü. Kur’ân’ı ezberledi ve bir süre sonra Mescid-i Haram’da Kur’ân öğretmeye başladı. Mekke’de diğer hocaların da ilim meclislerine katıldı. Daha sonra Benî Hüzeyl kabilesine katılarak onların şifâhî kültürüne aşina oldu, ayrıca binicilik ve atıcılık öğrendi. Tekrar Mekke’ye dönerek dönemin önde gelen âlimlerinden Süfyan b. Uyeyne ve Müslim b. Hâlid ez-Zencî’nin derslerine katıldı. Bu hocaları vasıtasıyla, kökleri İbn Abbas’a kadar uzanan Mekke ilim geleneğini tanıma imkânı buldu. Telkinler üzerine Mâlik b. Enes’in derslerine katılmak üzere Medine’ye gitmeye karar vererek el-Muvatta’ı ezberledi. Hocasının yakın ilgisine mazhar oldu ve vefatına kadar onun derslerine devam etti. İlmî şahsiyetinin şekillenmesinde Mâlik b. Enes’in büyük etkisi olmuştur. Onun vefatının ardından Mekke’ye geri döndü, Yemen valisinin ricası üzerine oraya gitti ve beş yıl boyunca burada memurluk yaptı. Bir komplo neticesinde, Abbâsî devletine karşı başlatılan bir isyanın içinde gösterildi, tutuklandı ve Harunurreşîd’in huzuruna çıkarılmak üzere Rakka’ya götürüldü. Beraberindekiler idam edilmiş ise de o kurtuldu ve halifenin iltifatına mazhar oldu. Bu sırada Muhammed b. Hasen ile tanışma imkânı buldu ve onun derslerine devam etti. Bir süre göz hapsinde tutulduktan sonra Mekke’ye geri döndü. Daha sonra Bağdat’a 195 ve 198 yıllarında iki kez daha gitti. İlkinde iki yıl, ikincisinde üç kaldı ve Ehl-i rey temsilcileriyle münazaralara katıldı. Son gelişi, Emin ile Me’mun arasındaki taht kavgasının yaşandığı döneme denk geldiği için huzursuz oldu ve Mısır’a gitmeye karar verdi. 199 yılı sonlarında Kâhire’ye ulaştı. Burada da Mâlik’in öğrencileri ile mücadele etmek durumunda kaldı. Mısır’ın soylu ailelerinden Benû Abdülhakem ailesinin himayesi ve desteği sayesinde eğitim ve telif çalışmalarını rahatlıkla yürütebildi. Mâlikîlerin yoğun şikayetleri neticesinde vali onu sürgüne göndermeye karar vermişse de bu sırada vefat etti ve Benû Abdülhakem mezarlığına defnedildi.

 

Öğretisi

Şâfiî, Irak ve Hicaz bölgesindeki köklü ilmî-fıkhî geleneklerin mezhebe dönüşmeye başladığı bir evrede yaşadı. Kûfe’de Ebû Hanife’nin şahsında temessül eden Irak Ehl-i re’y ekolü ile Medine’de Mâlik b. Enes’in şahsında temessül eden ve Hicaz Ehl-i hadis ekolünün ağır bastığı Medine merkezli oluşum, hicrî ikinci asrın ortalarından itibaren mezhebleşme evresine girmişlerdi. Bu ekol ve oluşumların her ikisi de olgunlaşmış bir fıkıh tasavvuruna ve merkezîleşmiş simaların etrafında şekillenen fıkhî faaliyetlere sahipti. Diğer taraftan yine aynı yıllarda giderek yükselen bir Ehl-i hadis hareketi vardı. Şâfiî’nin geliştirdiği anlayış, bu ekollerden her birisine belli noktalarda tenkitler getiren yeni bir fıkıh tasavvuru sunmuştur. O, Ehl-i re’yin kıyası ölçüsüzce kullandığını düşünüyor ve istihsan adlı yöntemin meşrû olmadığını iddia ediyor; Medine’de amel merkezli anlayışın merkezîleştirilerek rivayetler karşısında öne çıkarılmasından rahatsızlık duyuyor ve de Ehl-i hadisin fıkhî yöntem ve kabullere büyük ölçüde karşıt olan yaklaşımlarını da yeterli görmüyordu. Neticede, her üç ekolü de yetersiz bulan Şâfiî, geliştirdiği yeni yaklaşımla hem Ehl-i hadis çevrelerini dönüştürmeyi, hem de artık şahsî otoriteler etrafında birleşerek kitleselleşen Irak ve Hicaz ekollerini revizyona tabi tutmayı amaçladı.

Bu yaklaşımın temel kabulleri şöyle sıralanabilir; Kur’ân Arapça bir hitap olduğu için doğru anlaşılabilmesi için bu dilin kurallarına göre yorumlanması gerekir, hem Kur’ân hem de Sünnet anlaşılırken zâhir ve umûm esas alınmalıdır, Sünnet vahyin ayrılmaz bir parçasıdır, nasların ardından icma ve kıyas gelir, geçerli tek ictihad yöntemi kıyastır, Hz. Peygamber’e sahih bir senedle ulaşan bir rivayetin kıyas, amel vb. gerekçelerle reddedilmesi kabul edilemez. Şâfiî’nin bu kabulleri Mısır’da belli bir çevrede kabul görmüş, bu çevre mensuplarının faaliyetleriyle daha ileri noktalara taşınmış, müteakip nesillerin faaliyetleriyle mezhebleşme evresini tamamlayarak hicrî dördüncü asrın başlarında güçlü bir fıkhî harekete dönüşmüştür. Diğer taraftan, Şâfiî’nin kelâmî problemleri tartışmaktan bilinçli bir şekilde uzak durduğu, selef akaidini benimseyerek muhaliflerle sıkı tartışmalara girdiği ve talebelerini kelâmdan uzak tutmaya gayret ettiğine işaret edilmelidir.

 

Öne Çıkan Eserleri

  •  er-Risâle. (195-204). Nşr. Ahmed Muhammed Şâkir. Kâhire, 1312; Kâhire, 1938.
  • el-Üm. (195-204) Nşr. Muhammed Zührî en-Neccâr Bulak. 1321-1325, I-VII.
  • el-İmlâ (el-Emâlî).
  • er-Red alâ Muhammed b. el-Hasan eş-Şeybânî.
  • Siyerü’l-Evzâî.
  • İhtilâfü’l-Irâkiyyeyn.
  • İhtilâfü Ali ve Abdullah b. Mes’ûd.
  • İhtilâfü Mâlik ve’ş-Şâfiî.
  • İbtâlü’l-ihtihsân.