​Web sitesi yüksek çözünürlüğü nedeniyle telefonlara uyumlu değildir; daha iyi bir sonuç için lütfen bilgisayarınızda kullanınız!

 Timeline

Kemalpaşazâde

1469 - 1534

Osmanlı şeyhülislamı ve tarihçi

Açıklama :

Mehmet Zahit Tiryaki. "Kemalpaşazâde". İslam Düşünce Atlası. https://www.islamdusunceatlasi.org
  • Ş. Turan, Ş. Özen, İ. Çelebi ve Y. Saraç. “Kemalpaşazade”. DİA. c. 25. İstanbul: TDV Yayınları, 2002: 242-247.
  • Sayın Dalkıran. İbn Kemal ve Düşünce Tarihimiz. İstanbul: Osmanlı Araştırmaları Vakfı, 1997.
  • Kemal Sözen. İbn Kemal’de Metafizik. Isparta: Fakülte Kitabevi, 2001.
  • Ali Öge. Şeyhülislam İbn Kemal ve Sunnilik Anlayışı. Konya: Hüner, 2011.
  • Ömer Mahir Alper. Varlık ve İnsan: Kemalpaşazade Bağlamında Bir Tasavvurun Yeniden İnşası. İstanbul: Klasik, 2010.
  • Şamil Öçal. Kışladan Medreseye: Osmanlı Bilgini Kemalpaşazâde’nin Düşünce Dünyası. İstanbul: İz, 2013. 

İsim

İbn Kemal/Kemalpaşazade

Tam isim

Şemseddin b. Ahmed

Kısa tanıtım

Osmanlı şeyhülislamı ve tarihçi

Doğum Tarihi, Doğum Yeri, Ölüm Tarihi, Ölüm Yeri

d. 873/1469

ö. İstanbul, 940/1534

Hocaları

Molla Lütfi, Kesteli Muslihuddin Mustafa, Hatibzade Muhyiddin Efendi, Muarrifzade Sinaneddin Yusuf, Müeyyedzade Abdurrahman Efendi

Öğrencileri

Muhyiddin Mehmed b. Pir Mehmed, Sa'di Sadullah Efendi, Muslihuddin Mustafa, Celalzade Salih Çelebi ve Şeyhülislam Ebüssuud Efendi

Etkilendiği İsim ve Ekoller

Davud-i Kayseri, Kutbuddin izniki, Molla Fenari, Hızır Bey, Sinan Paşa ve Molla Lutfi gibi isimlerce devam ettirilen Fahreddin Razi ekolü

 

Hakim es-Semerkandi, Bakıllani, Abdülkahir ei-Bağdadi, Gazzali, Şehristani, Fahreddin er-Razi, Seyfeddin el-Amidi, Şemseddin el-İsfahani , Adudüddin el-İci , Taftazani ve Seyyid Şerif el-Cürcani

Etkilediği İsim ve ekoller

Zeynüddin İbn Nüceym. Alaeddin el-Haskefi, İbn Abidin

Hayatı

Süleyman Çelebi’nin oğlu olarak 873/1469 tarihinde dünyaya geldi. Doğum yerinin Tokat, Edirne ya da Amasya olduğu noktasında görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Edirne’de Halebiye, Üç Şerefeli ve Sultan Bayezid medreselerinde, Üsküp’te İshak Paşa Medresesinde, İstanbul’da Sahn-ı Seman medresesinde müderrislik yaptı. Edirne Kadılığı, Anadolu kazaskerliği ve şeyhülislamlık görevlerinde bulundu. Kemalpaşazade, tefsir, hadis, fıkıh gibi dini ilimler başta olmak üzere tarih, edebiyat, felsefe, dil ve tıp alanlarında eser vermiş çok yönlü bir alim olarak öne çıktı. Çeşitli ilim dallarına dair pek çok telifi bulunmaktadır. İstanbul’da 940/1534 tarihinde vefat etmiştir

Öğretisi

Kemalpaşazâde felsefe ve kelam alanındaki eserleri ve düşünceleriyle 15. ve 16. yüzyıl Osmanlı düşünce dünyasının niteliğine dair önemli ipuçları sunabilecek çaptaki kilit isimlerden birisi olarak göze çarpar. Dönemin diğer isimlerinin metinlerinde felsefe ve kelamın varlık ve bilgi gibi insan anlayışıyla doğrudan ilişkili olan alanlarına dair önemli tartışmalarda kendisine yapılan atıflar onun bu özelliğini ortaya koyabilecek durumdadır.

Kemalpaşazâde’nin varlık anlayışı mukayeseli bir biçimde incelediği kelam, felsefe ve tasavvuf gibi disiplinlerin etkisi altında şekillenmektedir. Onun varlık tartışmaları bağlamında incelediği zihnî varlık, zorunlu varlık-mümkün varlık ayrımı, varlık-mahiyet ilişkisi, Tanrı’nın varlığı ve Tanrı-alem ilişkisi gibi konular felsefi, kelami ve tasavvufi bu arka plana dair ışık tutar niteliktedir. Bununla birlikte Kemalpaşazâde’nin felsefe ve tasavvufun varlık anlayışlarının birbirine daha yakın olduğu görüşünde olduğu anlaşılmaktadır.

Kemalpaşazâde büyük oranda kendisinden önceki felsefî ve kelamî gelenek bağlamında varlığı veya varolanı kendinde açık ve seçik bir şekilde bilinebilen kavramlar olarak ele almaktadır. Varlık, tanrı, insan, bilgi, doğa gibi bütün varolanların kendisiyle ilişkili olması itibariyle sadece epistemolojik bakımdan değil ontolojik olarak da çok temel bir konumda bulunmaktadır. Kemalpaşazâde varlığın her şey için bu kadar temel bir gerçeklik olduğu tespitinin ardından farklı varolanların varoluş tarzlarına dair meseleyi klasik İslam düşüncesinde de çok merkezi bir tartışma konusu olan zihnî varlık-haricî varlık ayrımı üzerinden incelemektedir. Bu inceleme ise İbn Sînâ’dan beri çok merkezi bir yer tutan zorunlu, imkansız ve mümkün varlık ayrımlarına götürmektedir. Zorunlu ve imkansız varlıkların kendileri dışındaki bir varoluş durumuna dönüşmeleri imkansız olduğu için Kemalpaşazâde varlığa istidatlı olmak bakımından bütün varoluşun merkezinde yer alan imkan ve mümkün varlık kavramı üzerinde daha yoğun olarak durmaktadır. Bu yönelim ise kendisini öncelikle mümkün varlığın var olmadan önceki mahiyetine dair tartışmaya sonrasında ise mümkün varlıkların imkan kategorisinden çıkıp zorunlu varlıklar olarak dışta mevcudiyet kazanmalarının arkasındaki sebebin ne olduğu araştırmasına ve doğal olarak Zorunlu Varlık’ın bütün varlığın ontolojik temeli olduğu kabulüne götürmektedir. Kemalpaşazâde’nin varlığa ilişkin bütün bu analizlerde esas itibariyle İbn Sînâ’nın kullandığı kavram ve ayrımları kullandığı görülmektedir. Zorunlu varlık ile mümkün varlıklar arasındaki ilişkiyi zuhur-kabul ilişkisi olarak gören Kemalpaşazâdenin bu ilişkiyi iki varlık tarzının birbiriyle tam olarak bitişmesi şeklindeki bir ilişki olarak görmemesi onun Tanrı ile mümkün varlıklar arasındaki ayrımı her halükarda muhafaza etmek istediğini göstermektedir. Bu durum onun Tanrı ile alem arasındaki ilişkiye dair çözümlemelerini de tayin eden önemli bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır. Kemalpaşazâde’nin daha önceki felsefi ve kelami tartışmalar hakkındaki tahkik ve sentez arayışlarının zirve yaptığı bir dönemin düşünürü olduğunun göstergelerinden birisi de onun Tanrı ile alem arasındaki ilişkinin niteliğine dair yaptığı yorumlarda ortaya çıkmaktadır. O bir taraftan bir fiilin ya da fiil neticesinde ortaya çıkan eserin faile ihtiyacını kelamcılar gibi hudüste değil filozoflar gibi imkanda görürken bununla birlikte filozoflarla kelamcılar arasındaki en ciddi tartışma konularından birini teşkil eden alemin ezeliliği meselesi bağlamında bu kabulün alemin ezeli olduğu fikrine götürmeyeceğini düşünmektedir.

Kemalpaşazâde’nin genel olarak varlık ve varolanlara, mümkün varlıkların asıl sebebi olarak Zorunlu Varlık’a, bu varlığın alemle ilişkisine dair görüşleri onun mümkün bir varlık olarak alemin unsurlarından birini teşkil eden insana evrilir. İnsan, ona göre Zorunlu Varlık olarak Tanrı’nın en mükemmel bir biçimde zuhur etmesi gibi üst bir maksatla varlığa getirilmiştir. Kemalpaşazâde’nin insanın hem varlığa gelişinde hem de varoluşundan sonraki varlık tarzına dair açıklamalarında İbn Arabî’ye ve sufilere yakın bir dil kullandığı görülmektedir. Dolayısıyla onun insana dair analizleri hem insanın yeryüzündeki halifeliği gibi hem de hakikat-i muhammediyye ve insan-ı kâmil gibi tasavvuf terminolojisine özgü açıklamalarla birlikte ilerler. Dolayısıyla tekil bir insan (hakikat-i muhammediyye) örneği üzerinden de olsa İnsan metafizik ya da ruhani yönü itibariyle alemi öncelerken şehadet aleminde somut olarak görünür olması bakımından alemden sonra gelmektedir. İnsanın nefs, ruh ve cismin bileşiminden meydana gelmiş bir varlık olması noktasında da Kemalpaşazâde’nin Gazzali gibi kendisinden önceki düşünürlerle aynı çizgide olduğu görülmektedir. İnsana ilişkin bu açıklamalar ontolojik düzlemle sınırlı kalmayıp epistemolojik düzleme de etki etmektedir. Zira Kemalpaşazâde’nin bu üçlü yapıya bağlı olarak insanda hayvani, meleki ve insani yönler görmekte, bu yönleri de sırasıyla duyuya, hayale ve akla tekabül eden gerçeklikler olarak ifade etmektedir. Dolayısıyla Kemalpaşazâde buna bağlı olarak bilgi anlayışında dış duyular, iç duyular ve akıl şeklindeki klasik bilgi araçlarını kabul etmektedir. Fakat aklı bir araz değil cevher kabul ederek kelamcılardan çok filozoflara yaklaşır. Bununla birlikte dış duyuların fiziksel dünya hakkında, iç duyuların ise metafizik hakkında bilgi aracı olabileceği şeklindeki görüşüyle kelamdan ziyade tasavvuf epistemolojisine yaklaşır. Kemalpaşazâde ayrıca insanın akıl, fikir ve nutk güçleriyle diğer canlılardan ayrıldığını ve insanın insanlığının ancak bu gibi ruhi özellik ve güçleriyle tamamlandığını düşünmektedir.

Kemalpaşazâde’nin düşünce tarihinin en önemli problemlerinden birisi olarak ruhla beden arasındaki ilişkiye dair görüşlerinin filozoflardan ziyade kelamcılara yakın olduğu görülmektedir. Zira o, insan ruhunun gayr-ı cismânî bir cevher olduğunu ve duyulur yapısından başka insan adını alabilecek soyut bir varlığı kabul etmemektedir. Bu durumda ruh ve bedenin her ikisi birden cisim olmakla birlikte aralarında cisimselliğin tarzı açısından bir fark bulunmakta ruh latîf ve nûrânî bir cisimken, beden kesîf ve zulmânî bir cisim olarak gözükmektedir. İnsan, fiziksel ve metafiziksel, maddi/cismani ve ruhani yönleri arasındaki gerilimleri bilgi ve eylemdeki yetkinleşmesiyle aşıp sükuna erişebilmektedir.

Kemalpaşazâde’nin fıkıhtaki en önemli katkısı ise klasik ikili fakih taksimini yedili bir taksimle incelemesidir. Hanefi mezhebinin diğer mezheplerden üstün olduğunu söylemekle birlikte diğer mezheplere de olumlu yaklaşmıştır. Kemalpaşazâde Osmanlı kanunnamelerinin hazırlanmasında da etkili olmuştur.

Öne Çıkan Eserleri

  • Tevarih-i Âl-i Osmân.
  • Kaside-i Bürde Tercümesi. Nşr. Yekta Saraç. s. 24. İstanbul: İslami Edebiyat, 1994: 65-70.
  • Risaletü’l-münire.
  • Hakikatü’r-ruh ve’n-nefs.
  • İhtilafü’l-Maturidiyye ve’l-Eşariyye.
  • Haşiye ala Tehafüti’l-Felasife li-Hocazade.
  • Risale fi beyani’l-vücud.
  • Risale fi beyani’l-akl.
  • Risale fi hakikati’l-cism.
  • Risale fi vücudi’z-zihni.
  • Haşiye ale’t-telvih.
  • Haşiye ale’l-hidaye.