​Web sitesi yüksek çözünürlüğü nedeniyle telefonlara uyumlu değildir; daha iyi bir sonuç için lütfen bilgisayarınızda kullanınız!

 Timeline

Kindî

801 - 866

İlk İslam filozofu ve Meşşâî okulunun kurucusu

Açıklama :

Eşref Altaş. "Kindî". İslam Düşünce Atlası. https://www.islamdusunceatlasi.org (Musikî Kısmı: Ahmet Hakkı Turabi)
  • Mahmut Kaya. “Kindî, (Hayatı ve Şahsiyeti)”. DİA. c. XXVI. İstanbul: TDV, 2002:  41-58.
  • Kindî. Felsefî Risâleler. Çeviri ve İnceleme: Mahmut Kaya. İstanbul: İz Yayıncılık, 1994.
  • Hisam Muhyiddin el-Alusî. Felsefetu’l-Kindî. Beyrut 1985.
  • İlhan Kutluer. "Bir Reddiyenin Anatomisi: İbn Hazm’a Nispet Edilen er-Redd ale’l-Kindi el-Feylesuf Adlı Risalenin Tahlili". Yitirilmiş Hikmeti Ararken. 2011: 325-348
  • Kamil Sarıtaş. "Kindî’nin Akıl Teorisinin Kaynağı Sorunu Üzerine". Dinî Araştırmalar XIV. 40. (2012): 90-111.
  • Ömer Mahir Alper. İslam Felsefesinde Akıl-Vahiy/Felsefe-Din İlişkisi: Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ Örneği. İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2008.
  • Peter Adamson, Richard C. Taylor (ed.) İslam Felsefesine Giriş. çev. M. Cüneyt Kaya. İstanbul: Küre Yayınları, 2007.
  • Charles E. Butterworth. “Al-Kindî and the Beginnings of Islamic Philosophy”. The Political Aspects of Islamic Philosophy, U.S.A. 1992.
  • Ahmet Hakkı Turabi. “el-Kindî-Mûsiki”. DİA. c. XXVI. İstanbul: TDV, 2002: 58-9.
  • Ahmet Hakkı Turabi. "el-Kindi’nin Musiki Risaleleri". İstanbul: Marmara Üniversitesi, 1996.

İsim

Kindî

Tam İsim

Ebû Yûsuf Ya‘kūb b. İshâk b. es-Sabbâh el-Kindî

Tanım

İlk İslâm filozofu ve Meşşâî okulunun kurucusu

Doğum Tarihi, Doğum Yeri, Ölüm Tarihi, Ölüm Yeri

d. 185/801, Kûfe

ö. 252/866 [?]), Bağdat

Öğrencileri

Ahmed b. Tayip es-Serahsi

Ebu Zeyd el- Belhi

Ebu Ma’şer El- Belhi

Şâi Ali b. Cehm,

İbn Kirnîb,

Muhammed b. Yezîd, Fars

Hasneveyh,

Niftaveyh,

Selmeveyh

Ekol Mensubiyeti

Meşşâî, Filozof

Etkilendiği İsim ve Ekoller

Platon, Aristoteles ve Plotinus, Mu‘tezile

Etkilediği İsim ve Ekoller

Ebü’l-Hasen el-Âmirî

Hayatı

Bugün Irak sınırları içerisinde bulunan Kûfe’de doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekte ancak dokuzuncu yüzyılın başında doğduğu tahmin edilmekteddir. Güney Arabistan’ın köklü kabilelerinden biri olan Kahtân soyundandır.  Kindî’nin  ataları İslam öncesi dönemde Kinde bölgesinin yönetimini uzun süre ellerinde bulundurmuşlardır. Kindî’nin beşinci göbekten dedesi Eş’as b. Kays, Kinde meliki iken 10/631 yılında Medine’ye gelerek Hz. Peygamber’in huzurunda müslüman olmuştur. Kindî’nin babası İshak b. Sabbâh, Halife Mehdî-Billâh, Hâdî-İlelhak ve Hârûnürreşîd zamanlarında Kûfe valiliği yapmıştır.

Kindî’nin çocukluk ve gençlik yılları Kûfe ve Basra’da geçti. Mu‘tezile’nin büyük imamlarının yaşadığı bir yer olan Basra’nın onun eğitim hayatında olumlu katkıları olduğu tahmini yürütülebilir. Nitekim Kindî’nin Tanrı’nın birliği, sıfatları, peygamberlik gibi konulardaki görüşleri ile onun İslam inançlarını savunmak için çeşitli reddiyeler yazması Mu‘tezile imamlarının görüş ve faaliyetlerine benzerdir. Kindî daha sonra Bağdat’a giderek ölünceye kadar bu şehirde yaşadı.

Kindî Bağdat’ta Abbâsî halifesi Me’mûn’un himayesinde dinî, ilmî, felsefî ve edebî toplantılara katıldı. Halife Me’mûn Bağdat’ta 215 (830) yılında Beytülhikme’yi kurunca Kindî de bu merkezde görevlendirildi. Kindî, burada Grekçe ve Süryanice’den tercüme edilen eserleri üslûp, felsefî terminoloji ve Arap dili açısından kontrol etti.

Kindî Abbâsî halifeleri Me’mûn, Mu‘tasım ve Vâsik’tan destek gördü. Halife Mu‘tasım, oğlu ve veliahdı olan Ahmed’in eğitim ve öğretimiyle onu görevlendirdi. Kindî eserlerinin önemli bir kısmını bu veliahdın isteği üzerine kaleme aldı ve ona ithaf etti. Veliahd Ahmed dışında özel dersler vermek suretiyle eğittiği talebeler arasında kendisi de bir filozof olan Ahmed b. Tayyib es-Serahsî, hekim ve coğrafyacı Ebû Zeyd el-Belhî, matematik ve astronomi âlimi Ebû Ma‘şer el-Belhî gibi önemli alimler bulunmaktadır.

Kindî, Ehl-i sünnet yanlısı politikalar izleyen Mütevekkil zamanında saraydan uzaklaştırıldı ve cezalandırıldı. Dönemin büyük matematikçisi ve astronomu Benû Mûsâ Muhammed ve Ahmed adlı kardeşlerin komploları sonucu kütüphanesine el konuldu. Fakat Kindî, bir matematik probleminin çözümü karşılığında kütüphanesini geri aldı. İslam inançlarının yorumunda aklın kullanılmaması gerektiğini düşünen çevreler tarafından baskı gördü. Hayatının son yirmi yılını saraydan ve toplumdan uzak yalnız geçirdi. Kindî’nin ölüm tarihi de kesin olarak bilinmemekle birlikte Bağdat’ta yaklaşık 252 (866) yılında vefat ettiği tahmin edilmektedir.

 

Öğretisi

Kindî ilk İslam ve Arap filozofudur. Mu‘tezile kelamından felsefeye geçişi temsil etmektedir. Aristo’nun eserlerinin tantılması ve felsefî kavramların geliştirilmesinde önemli görevler üstlenmiştir. Felsefenin birikimsel olduğunu düşünen Kindî, yöntem olarak mantıkla birlikte matematiği de kullanmıştır. Evrenin yoktan yaratıldığı, cisim, hareket ve zamanın sonlu ve sınırlı olduğunu düşünen Kindî Aristocu felsefî terminolojiyi kullanmakla birlikte âlemin yoktan yaratılışı konusunda Aristo’dan radikal bir şekilde ayrılmakta ve dinî görüşe yaklaşmaktadır. Kindî âlemin, zamanın ve hareketin sonlu ve sınırlı olduğunu ispat etmek için Öklid’in geometrik postulatlarını kullanır. Ancak sonsuz üzerinde işlem yapması nedeniyle Kindî’nin bu ispatları sorunludur. Tanrı’nın Gerçek Bir, Gerçek Varlık ve Gerçek Sebep olduğunu düşünen Kindî ahlakî görüşleri itibariyle de Kinik, Stoik ve Platonik unsurların birlikte yer aldığı bir ahlakî perspektife sahip görünmektedir. 

 

İlimler Tasnifi

İslam dünyasında ilimlere dair ilk tasnifin Kindî tarafından yapıldığı söylenebilir. Kindî ilimleri dinî ve insanî diye ikiye ayırır. Dinî (ilâhî) ilimlerin kaynağı vahiydir. Vahiy ise istek ve irade, çaba olmaksızın, belli bir yönteme başvurmadan Allah’ın peygamberlerin temiz ruhlarını aydınlatmasıyla oluşur.

Felsefenin çatısı altında toplanan insanî ilimler ise alet ve başlangıç ilimleri ile doğrudan ilimlerdir. Başka ilimlere giriş mahiyetindeki alet ilimleri mantık ve matematiktir. Mantık, Aristo’nun Organon külliyatında yer alan bölümleri, Matematik ise aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bölümlerini içerir. Doğrudan ilim olanlar ise teorik ve pratik diye iki grupta ele alınır. Teorik sayılanlarda altta fizik, ortada psikoloji, üstte metafizik şeklinde sıralanır. Psikoloji bir yönüyle fizyolojiye bağlı, bir yönüyle de metafiziğe açık olduğundan fizikten metafiziğe geçişe bir aracı ve bir eşik durumundadır. Pratik ilimler ise ahlâk ve siyasetten ibarettir. 

 

Varlık Düşüncesi ve Metafiziği

Kindî, İlk Felsefe Üzerine (Kitab fi’l-Felsefeti’l Ûlâ) adlı risâlesinde metafiziği “ilk felsefe” olarak adlandırır. Ona göre metafizik, değişmez varlık alanını inceleyen bir bilim olarak Tanrı’yı inceleyen bir bilimdir. Tanrı, ‘İlk Gerçek’tir ve bütün gerçeklerin sebebidir. Bir başka ifadeyle Tanrı, ‘İlk Varlık’tır ve diğer bütün varlıkların varlık sebebidir. Böylece metafizik, ‘İlk Gerçek’in bilgisini araştırdığından ve diğer ilimlerin ilkesini verdiğinden bu felsefe dalı, ‘İlk Felsefe’ adını alır.

Tanrı: Kindî’ye göre yaratılmış varlıkların hiç biri kendi kendisinin sebebi olmadığına göre bu varlıkların mutlaka bir yaratıcısı olması gerekir. Bu yaratıcı, Gerçek Bir olup O’nun dışında gerçekten bir olan başka bir şey yoktur. Bu âlemdeki her şey, bir yandan ‘bir’ gibi görünürken diğer yandan çokluk arz eder. Çünkü cins bakımından canlı bir ise de altında türleri olmak bakımından çoktur. İnsan tür bakımından bir ise de altında fertleri olmak bakımından çoktur. Fert olarak bir insan gerçekte organlardan meydana gelmiştir. Kindî böylece cinste, türde, şekil gibi arazlarda birliklerin nihayetinde çokluk barındırdığından hareketle bu âlemdeki varlıkların, mutlaka bir yönden çokluk barındırdığını belirtir. Oysa Tanrı, gerçek anlamda bir olup çokluktan uzaktır, dolayısıyla gerçek bir olarak onun cinsi ve türü, niceliği, ilişkisi de yoktur. Yaratıcı gerçek fâil iken diğer varlıklara fâil denilmesi mecazendir. Çünkü Tanrı, varlıkları yoktan yaratmıştır. Tanrı dışındaki hiçbir varlık, yoktan yaratma fiilinde bulunamaz.

Yaratılış: Kindî’ye göre bütün varlıklar bir sebeplilik hiyerarşisi içinde olup varlıklar kendi kendilerinin sebebi değildir. Çünkü her yönetenin bir yöneteni, her fâilin bir fâili, her varedenin bir varedeni, her evvelin bir evveli ve her sebebin bir sebebi vardır. Ancak bütün bunların ötesinde varlık hiyerarşisinin en üst noktasına ezelî ve ebedî olan, kendisinin hiçbir sebebi ve fâili olmayan ve her şeyi yoktan vücuda getiren İlk Sebep’i (Tanrı) olup sebepler dünyasının yaratıcısıdır. Her olayın fâil sebebinin yakın ve uzak sebepleri dikkate alındığında her oluş ve bozuluşun, her duyulur ve akledilir olayın uzak fâil sebebi İlk Sebep olan Tanrı’dır. Kindî’ye göre bu dünyadaki oluş ve bozuluşun yakın sebebi ise kendisinde oluş ve bozuluşun meydana gelmediği, canlı ve düşünme gücüne sahip gökküreleridir. Ancak bunlar ikincil sebepler olup, gerçek anlamda bir fâil sayılamazlar. Dolayısıyla Tanrı, evrendeki bütün sebeplerin kendisine bağlanması ve bunların gerçek sebebi olması nedeniyle hem İlk Sebep’tir hem de Gerçek Sebep’tir.

Sınırlı ve Sonlu Âlem Anlayışı: Kindî, Aristocu ezelî evren anlayışına karşıt olarak evrenin Allah tarafından yoktan yaratıldığını birçok eserinde Öklid’den beri bilinen aksiyomlarla ispat etmek ister. Kindî’ye göre bu âlem sonlu niceliklerden oluştuğundan sonlu niceliklerin toplamı da sonlu olacağından onların oluşturduğu bu âlem de sonludur. Diğer taraftan âlemin sonsuzluğu fikri de Kindî’ye göre kendi içinde çelişkiler barındırır. Çünkü hiçbir nicelik sonsuz olamaz. Âlem de bir nicelik olduğuna göre sonsuz ve sınırsız değildir. Şu halde ezelî bir cismin varlığı imkânsızdır. Son tahlilde filozof, her sonlu şeyin yaratılmış olduğu ve her yaratılanın bir yaratıcısı bulunduğu sonucuna varmak ister. Ancak Kindî’nin bu ikinci kanıtı, sonsuz olduğu farz edilen cisim üzerinde işlem yapıldığından temelden yoksundur. Çünkü sonsuz olan bir şey üzerinde işlem yapılamaz; parça alınıp eklenip çıkarılarak bir sonuç çıkarılamaz.

 

Psikoloji

İslam düşünce tarihinde nefsin mahiyet ve işlevlerini, arınmasının yollarını ve yöntemlerini, ölümden sonraki durumunu felsefî açıdan inceleyip temellendiren ilk filozof Kindî’dir. Kindî nefsin üç ayrı tanımını verir. Buna göre nefis, a) Canlılık yeteneği bulunan ve organı olan doğal bir cismin tamamlanmış halidir; b) Güç halinde canlı olan doğal bir cismin ilk yetkinliğidir; c) Kendiliğinden hareket eden aklî (mânevî) bir cevher olup birçok güce sahiptir. Bunlardan birinci ve ikinci tanımlar Aristo’nun ruh anlayışını yansıtırken üçüncü tanım Platon ya da Plotinus’un nefs anlayışını yansıtmaktadır.

“Tamamlanmış hal” ya da “ilk yetkinlik” ifadeleriyle zâtında türün, yani bitki, hayvan ve insan durumundaki canlı türünün kendisiyle yetkinliğe ulaştığı şey kastedilmektedir. Bu yetkinlik yani nefis sayesinde canlı, cansız varlıklarda görülemeyen bir takım fiilleri yapabilme gücü kazanır. Hayvanî nefsin ilk yetkinliği ile canlının kendisiyle cüz’îleri idrak edebildiği ve iradesiyle hareket edebildiği şey anlatılırken insanî nefs kavramı ise canlının kendisiyle küllîleri idrak edebilmesini ve düşünülmüş fiilleri işleyebilmesini anlatmaktadır. Üçüncü tanıma gelince nefsi akıl ve hareket (irade) gücüne sahip, bedenden bağımsız mânevî bir cevher şeklinde nitelemektedir ki Eflâtun’dan bu yana spiritüalistlerin benimsediği bir görüştür.

Kindî bu görüşü şöyle temellendirir: Nefis, birbirine zıt olan arzu ve öfke güçlerinin yanında bir de akıl gücüne sahiptir. Arzu ve öfke güçlerinin istekleri ile düşünen nefsin gerekleri ile çelişmesi, süvarinin atı dizginlemesi gibi aklın arzu ve öfke güçlerini dizginlemesi bunların farklı şeyler olduğunu gösterir. Dolayısıyla düşünen nefis bunlardan bağımsız ve ruhanî cevherdir, bedenden önce vardır, bedenden sonra da varlığını sürdürecektir. Böylece Kindî, bu görüşüyle Eflâtun’un görüşlerini kabul ederken nefsin bedenle birlikte ortaya çıktığını söyleyen Aristo’dan ve Fârâbî ile İbn Sînâ gibi Meşşâîler’den ayrılmış olmaktadır. Maddî olmayan nefis, maddî dünya ile beden vasıtasıyla ilişki kurarken, insanî nefis (1) düşünme, (2) öfke ve (3) şehvet olmak üzere üç güce sahiptir. Şehvet ve öfke gücü türün devamını ve vücudun varlığını devam ettirirken düşünme gücü insani yetkinliği tamamlamak için vardır. Böylece Kindî nefsin güçleri konusunda Aristocu bitki, duyu, akıl ve hareket şeklindeki dörtlü ayrımla arzu öfke ve insanî akıl şeklindeki üç melekeli Platoncu nefs anlayışını birbiriyle mezceder.

Kindî’ye göre ölümle birlikte düşünen aklî nefisler feleğin ötesine, yani tanrılık âlemine yükselir. Ancak arınmamış ve bilgiyle aydınlanmamış olanlar oraya kadar yükselemeyip bir müddet ay feleğinde dururlar. Daha sonra duyu ve hayalden kaynaklanan kir ve pastan temizleninceye kadar felekler boyunca yolculuk yapar ve daha sonra felekleri aşarak en şerefli, en yüce olan akıl âlemine yükselirler. Orada yaratanın nuruna kavuşur. Bu mertebede varlığa ait bütün bilgiler ona âşikâr olur.

 

Bilgi Teorisi

Kindî bilginin kaynağına ilişkin olarak duyu algıları, akıl, sezgi ve vahiy üzerinde durur. 1. Duyular, maddî varlık alanında, diğer bir ifadeyle ilk cevherler dünyasında tikeller hakkında bilgi verirler. Dış dünyadan alınan izlenimler, ortak duyuda birleştirilerek tasarlama gücüne oradan da hafızaya ulaşır. Böylece mahsus alan ile makul alan arasında bir aracı işlevi görür. Fakat duyular ile algılanan nesneler değişime açık olduklarından duyu ile algılanan bilgiler, duyu ve maddî varlıklara bağımlı, tikel, ferdîdirler. Bu sebeple duyu algıları hiçbir zaman varlığın hakikati konusunda tam bilgi vermez. 2. Basit bir cevher olan akıl tür, cins ve önsel bilgi (a priori) gibi duyu organlarına konu olmayan varlık alanlarının bilgisini, diğer bir ifadeyle ikinci cevherlerin ve makullerin bilgisini verir.

Kindî aklın mahiyet ve fonksiyonlarını Risâle fi’l-‘akl adlı eserinde ele alıp yorumlayan ilk İslâm filozofudur. Aklın kendiliğinden mi yoksa dış bir etken altında mı faal olduğu konusu düşünce tarihinde tartışılagelmiştir. Kindî, aklı dörde ayırır ve bu problemi de çözecek şekilde onun soyutlama işlevini şöyle yorumlar: a) Sürekli fiil halindeki akıl. Kindî’ye göre bu akıl insana dışarıdan etki eden bir güç olmayıp nefsin fonksiyonu olan tümel kavramlardan ibarettir. Nefis soyut bir cevher olduğundan tümel kavramları algılayıp onlarla özdeşleşir. Daha sonra insan aklı güç halinden fiil alanına çıkarken bu tümeller aktif akıl yani bilfiil akıl rolü oynar. Bu yorumuyla Kindî, faal aklı ay feleğinin aklı sayarak onu kozmik bir varlık kabul eden Fârâbî ve İbn Sînâ’dan farklı düşünmektedir. b) Güç halindeki akıl. İnsanda doğuştan var olan bu akıl “sürekli fiil halindeki akıl” ona etki etmediği sürece pasif bir güç durumundadır. c) Fiil alanına çıkan müstefâd akıl. “Sürekli fiil halindeki akl”ın “güç durumunda bulunan akl”a etki etmesiyle nesnelerden soyutlama yaparak bilgi üretmeye başlar. İstediği her an bilgi üretebilen bu aklın en belirgin özelliği önsel bilgileri ve tümelleri algılamasıdır. d) Beyânî veya zâhir akıl. Bu akıl bir önceki müstefâd aklın aktif durumudur, yani bilgiyle özdeşleşen aklın sahip olduğu bu bilgileri ortaya koymasıdır. Kindî’nin akıl taksimi, Aristo’nun ikili ve İskender Afrodisî’nin üçlü taksiminden farklı olduğu gibi sudûrcu Müslüman filozofların yorumlarından da farklıdır. 3. Sezgi. Kindî’ye göre bilgi kaynakları duyu ve akılla sınırlı olmayıp arınıp saflaşan ve sezgiye açık bir kıvama gelen nefis doğrudan bilgi edinme imkânına sahiptir. Filozofa göre ruhları ve zihinleri böylesine arınan kişilerin gördüğü rüyalar da gerçektir. 4. Vahiy. Müslüman bir filozof olarak Kindî vahyin güvenilir bir bilgi kaynağı olduğunu söyler. Ontolojik seviyeleri farklı olduğundan ve her insanın Allah ile doğrudan ilişki kurması mümkün olmadığından O’nun bir elçi aracılığıyla iradesini kullarına iletmesini akıl garip karşılamaz. Kindî değer ve mertebe ve insanı tatmin bakımından vahiy bilgisini felsefî bilgiden üstün görür.

 

Ahlak Düşüncesi

Kindî’nin “İnsanın gücü ölçüsünde Allah’ın fiillerine benzemesidir” ya da “Felsefe ölümü önemsemektir” şeklindeki iki felsefe tanımı felsefenin pratikteki yararının insana ahlâkî erdemleri kazandırması olduğunu göstermektedir. Ahlakî erdemlerden ruha ait olan erdemler hikmet, necdet, iffet ve itidaldir.  Düşünme gücünden kaynaklanan ve bilgeliği ifade eden hikmet, teoriyle pratiği bir arada yaşama erdemidir. Necdet ise hayatın ve insanî değerlerin korunup yaşatılması için gerektiğinde ölümü göze alacak derecede yiğitliktir. İffet bedeni eğitip geliştirmek ve onu her çeşit tehlikeden korumak için yapılması gereken şeyleri yapmayı ifade eden bir erdemdir. İtidal ise diğer erdemleri de içerecek şekilde fiil ve davranışların normal ve dengeli olması demektir. Kindî erdemlerin tanımında Eflâtuncu söylemi kullanmakla beraber idrat ve tefritten uzak olma hali itidal görüşüyle Aristocu anlayışı yansıtmaktadır.

Kindî’ye göre her tür ahlâkın amacı mutlu bir ömür sürmek, buna engel olabilecek veya mutluluğa gölge düşürecek her şeyden sakınmaktır. Bu düşünceden hareketle Kindî Risâle fi’l-hîle li-def‘i’l-ahzân adlı bir eser kaleme almıştır. Kindî’ye göre üzüntü, sevilenlerin kaybından ve isteklerin gerçekleşmemesinden kaynaklanan psikolojik bir rahatsızlıktır.  Bu oluş ve bozuluş dünyasında değişmezlik ve süreklilik yoktur. Öyleyse hiç kimsenin bütün isteklerini elde etmesi ve sevdiği her şeyi sonuna kadar elde tutması mümkün değildir. Bu durumda huzur ve mutluluğu; değişmeyen, pörsümeyen ve çürüyüp yok olmayan aklî ve mânevî hazlarda aramalı, güç ve iradeyi aşan olgu ve olayları doğal sayıp istekler gerçekleşmiyorsa olabileni istemeli ve olanla yetinmelidir. Alışkanlıkların üzüntünün sebebi olan çıkar duygusu ve duyu hazlarına bağımlılık gibi konularda etkisi büyüktür. Bu durumda mutlu ve huzurlu bir hayat için güzel alışkanlıklar edinerek her hali gönül hoşnutluğuyla karşılamak gerekir.

Üzüntü ve acıları azaltma ve yok etme, ölüm korkusundan kurtulma ve bunların teknikleri, ahlakî metanet ve tevekkül, etkilenmeme ideali, dünyaya meyletmeme, dünyadan el-etek çekmiş bir Sokrat portresi nezdinde zahitlik ve filozofluk modeli ve zühd ideali, nihayet ahlakın bir tür ruh sağlığı olduğu şeklindeki ana fikirleri barındıran el-Hîle’nin bu perspektifi, hikemiyat literatüründe aktarılan kinik ve stoik çerçeveye oldukça uygundur.

 

Musikî

El-Kindî, İslâm âleminde mûsikînin kaidelerini ilk vaz’ eden kimsedir. Bir nevi Fârâbî ve İbn Sînâ’ya yol açmış, onlar da bu yolu geliştirmişlerdir. Ayrıca Arap mûsikîsini belirli bir seviyeye oturtmuş, Grek mûsikî eserlerini şerhetmedeki başarısıyla da önemli bir rol oynamıştır. Grekler, mûsikîyi işlemişler ve nazarî kaidelerini tespit etmişlerdir. Fakat Kindî bunu olduğu gibi almamış, bilhassa o dönem Bağdat’da icra edilen mûsikîye uygun bir şekilde tatbik etmiştir.

Klasik kaynaklarda müellifin mûsikî risâleleri karşımıza farklı isimlerle çıkmaktadır. Bu duruma müstensihlerin hataları neden olabileceği gibi, ikinci veya üçüncü elden alınan bilgilerin zayıflığı da sebep olmuş olabilir. Bununla birlikte yaptığımız çalışmalar sonucunda filozofun mûsikîye dair şu eserleri kaleme aldığını tespit ettik:

1-Kitâbü’l-A’zam fi’t-Te’lîfKompozisyona Dair Büyük Kitap” (Kayıp).

2-Risâle fî Nisebi’z-ZemâniyyeRitim Üzerine Bir Risâle” (Kayıp).

3-Risâle fî Sınâ’ati’l-Akvâli’l-Adediyye “Şiir Sanatı Üzerine Bir Risâle” (Kayıp).

4-Risâle fî Hubr Sınâ’ati’t-Te’lîfMüzikal Kompozisyon Üzerine Bir Deneme” (British Museum, Oryantalizm Bölümü, no 2361, vr 165a-168a).

5-Kitâbü’l-Musavvitâti’l-Veteriyye min Zâti’l-Veteri’l-Vâhid ilâ Zâti’l-Aşreti’l-EvtârBir Telliden 10 Telliye Kadar Olan Enstrümanlar Üzerine” (Oxford Üniversitesi, Bodleian Ktp, Marsh no 663, vr. 226-238).

6-Risâle fi’l-Luhûn ve’n-Nağam Ellefehâ li-Ahmed İbn MutasımMakamlar ve Notalar Üzerine Bir Risâle- Ahmed b. Mutasım İçin Yazıldı” (Berlin Millî Kütüphanesi, no 5530, vr 25a-31a; Manisa Halk Kütüphanesi, no 1705, vr 110b-123a.

7-Muhtasaru’l-Mûsîka fî Te’lîfi’n-Nağam ve Sanati’l-Ûd Ellefehâ li-Ahmed İbn Mu’tasımUdun Yapısı ve Kompozisyon Üzerine Bir Özet - Ahmed b. Mutasım İçin Yazıldı” (Kayıp).

8-Risâle fî Eczâ Hubriyye fi’l-Mûsîka “Mûsikî İle Alâkalı Cüzler Üzerine” (Berlin, Tübingen Üniversitesi Kütüphanesi, Ahlwardt Bölümü, no 5503, vr 31b-35b).

9-Risâle fi’l-Medhal ilâ Sınâ’ati’l-MûsîkaMûsikî Sanatına Giriş” (Kayıp).

10-Risâle fî Kısmeti’l-KânûnKanon’un Taksimatı Üzerine Bir Risâle” (Kayıp).

Kindî musikîyi mantık, felsefe, quadrivium (dört bilim), hesap, hendese, hey’et ilimleriyle birlikte ilm-i insanî kapsamında değerlendirir. Mûsikîsi bir dereceye kadar Yeni Pitagorasçılığın etkisi altında olan Kindî’nin yaşadığı asırda yeni bir merhaleye giren mûsikî bu döneme kadar mücerred, zahir bir sanat olarak kalmış, bu asırda mükteseb bir kültür haline gelmiştir. Artık musikîşinasın sanatının icrasında şiir, kompozisyon, cins, makam, ritim unsurlarını bildiği bir dönem başlamıştır. Kindî’nin yaşadığı asır musikî açısından çok önemli ve büyük gelişmelerin olduğu bir asırdır ve bu nazariyelerde Kindî’nin çok mühim bir payı vardır.

Mûsikîşinaslar ve şarkıcılar için mûsikî melodileri ve formlarında kullanacakları nazarî kaideler koymuştur. Ahvanî bundan dolayı Kindî’yi İslâm’da mûsikînin ilk okulunun sahibi olarak niteler ve Kindî ekolünün Fârâbî’de gelişip İbn Sînâ’da zirvesini yaşadığını iddia eder.

Farmer, Kindî’yi Grek şerhçilerinden sayar. Yusuf Şevkî de Kindî’nin Arap mûsikîsinde ilmî ekolün ilk kurucusu olduğunu belirtir. Gerçekten de Arap rönesansının gerçekleştiği parlak bir devir olan hicrî III. asırda mûsikî eserleri bize ulaşan ilk filozoftur. Musikî risâlelerinde o dönem mûsikîsinin günümüze kadar bilinmeyen yönlerini aydınlatmış ve nazariyat ile ilgili birçok gerçekleri açıklamıştır.

Farmer, Kitabü’n-Neğam ve Kitabü’l-İkâ‘ isimli ilmî mûsikî eserlerinin Halil b. Ahmed tarafından yazıldığını, fakat Kindî’nin eserlerinin bunlardan daha önemli olduğunu da belirtir. Mecdi el-Ukaylî ise Kindî’nin iki rolünden bahsetmektedir:

1-Arap mûsikîsinin seyrini düzgün bir seviyeye oturtmuştur,

2-Grek müelliflerinin eserlerini şerhetmedeki başarısı.

Aynı zamanda bir matematikçi olan Kindî Risâle fi Hubr adlı eserinde mevcut notalar için konulacak tel uzunlukları ve kalınlıkları arasındaki oranları da hesap­lamıştır. Uddaki nağmeleri tek tek isimlendirerek yerlerine koyar ve hesabını ya­pmıştır. Kindî’nin eserleri bu sahada yapılan ilk çalışmalardır. Kindî Risâle fi Hubr’unda mûsikînin yazımını (notasyon) ilk defa ele alan ve bunu gerçekleştiren bir filozof olmuştur. Bunu herbir nağmeye ebced harflerinden birer sembol vererek gerçekleştirmiştir.

Sâmi Hâfız, Kindî’nin derin ilmî tecrübesiyle mûsikîye de yöneldiğini ve risâlelerde mûsikîyi güzel bir şekilde tahlil ettiğini belirterek onun mûsikîye tesirle­rini şu şekilde özetlemiştir:

1-Mûsikîye dair eserler yazması, dolayısıyla duygu ve hislerin bu güzel sanatla etkilenmeleri,

2-Arap mûsikî dizisini 12 yarım sese ayırması (Batı dizisine tamamen uygundur),

3-Herbir yarım ses için isim vererek ud tellerinin ebced harfleriyle isimlendi­rmesi,

4-Daha önceki mûsikîşinaslar ve enstrümanlarla ilgili tarihî bilgiler vermesidir.

 

Öne Çıkan Eserleri

  • Kitâb fi’l-felsefeti’l-ûlâ. (Telif) Nşr. Ahmed Fuâd el-Ehvânî. Kahire: 1327/1948; nşr. Ebû Rîde. “Kitâbü’l-Kindî ile’l-Mu‘tasım-Billâh fi’l-felsefeti’l-ûlâ”. Resâ’ilü’l-Kindî el-felsefiyye içinde. Kahire 1369/1950, I, 97-162.
  • Risâle fî ĥudûdi’l-eşyâ’ ve rüsûmihâ. Nşr. Ebû Rîde. Resâ’ilü’l-Kindî el-felsefiyye içinde. Kahire 1369/1950, I, 165-179; Abdülemîr el-A‘sem. el-Mustalahu’l-felsefiyye. Kahire 1989, s. 189-203.
  • Risâle fi’l-fâ‘ili’l-hakki’l-evvel et-tâm ve’l-fâ‘ili’n-nâkıs elleźî hüve bi’l-mecâz. Nşr. Ebû Rîde. Resâ’ilü’l-Kindî el-felsefiyye, içinde. Kahire 1369/1950, I, 182-184.
  • Risâle fî îzâhi tenâhî cirmi’l-‘âlem. Nşr. Ebû Rîde. Resâ’ilü’l-Kindî el-felsefiyye, içinde. Kahire 1369/1950, I, 186-193.