​Web sitesi yüksek çözünürlüğü nedeniyle telefonlara uyumlu değildir; daha iyi bir sonuç için lütfen bilgisayarınızda kullanınız!

 Timeline

Nasîrüddin Tûsî

1201 - 1274

Müslüman filozof ve çok yönlü bilgin

Açıklama :

Eşref Altaş. "Nasîrüddin Tûsî". İslam Düşünce Atlası. https://www.islamdusunceatlasi.org (Musikî Kısmı: Fazlı Arslan)
  • Agil Şirinov. “Nasîrüddin Tûsî”. TDV İA. c. 41. (2012): 437-442.
  • Anar Gafarov. “Nasîrüddin Tûsî (İlimler Tasnifi, Psikoloji ve Ahlâk)”. TDV İA. c. 41. 2012: 442-445.
  • Aqil Şirinov. "Felsefi Kelam ve Nasıreddin Tusi". Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin İlmî Mecmuası 9 (2008): 151-159.
  • Anar Gafarov. "Nasîruddîn Tûsî Felsefesinde Nefsin Soyut Bir Cevher Oluşunun Temellendirilmesi". İslâm Araştırmaları Dergisi 19 (2008): 45-62.
  • Murat Demirkol. "İbn Sina'nın Varlık Felsefesi Üzerinde Nasiruddin Tûsî ile Sadreddin Konevî Arasında Geçen Tartışmalar" e-Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi 2.3 (2010): 83-102.
  • Tezcan Topuz. "Neva, Bir Erdem Olarak Adalet: Nasıruddin Tusi, Kınalızade Ali ve Alasdair MacIntyre Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çalışma". Beytülhikme: An International Journal of Philosophy. 2.2 (2012): 85-101.
  • Muhammet Fatih Kılıç. "Tûsî’nin İlk Sebep Yorumu: O, İbn Sînâ’yı Gerçekten Yanlış mı Anladı?". Uluslararası 13. Yüzyılda Felsefe Sempozyumu Bildirileri. (2014): 260-265.
  • Harun Kuşlu. "İbn Sînâ ve Nasîruddîn Tûsî Mantığında Şartlı Önermeler". Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 16.30 (2014): 1-16.
  • Fazlı Arslan. İslam Medeniyetinde Musiki. İstanbul: Beyan Yayınları, 2015.
  • Zekeriyya Yusuf. Risâletu Nasîriddîn et-Tûsî fî İlmi'l-Mûsikâ. Kâhire: 1964.
  • M. Cihat Can. "XV. Yüzyıl Türk Mûsikîsi Nazariyatı". Doktora Tezi. İstanbul: Marmara Üniversitesi, 2001.

İsim

Nasîrüddin Tûsî

Tam İsim

Ebû Ca‘fer Nasîrüddîn Muhammed b. Muhammed b. el-Hasen et-Tûsî

Tanım

Müslüman filozof ve çok yönlü bilgin

Doğum Tarihi, Doğum Yeri, Ölüm Tarihi, Ölüm Yeri

d. Tûs 11 Cemâziyelevvel 597 (17 Şubat 1201)

ö. Bağdat (18 Zilhicce 672/25 Haziran 1274)

Hocaları

Muhammed b. Hasan

Fâdıl Baba Efdal el-Kâşî

Muînüddin Sâlim b. Bedrân el-Mâzinî el-Mısrî

Ferîdüddin Dâmâd ( Ebû Muhammed Hasan b. Muhammed Ferîmûdî)

Kudbuddîn el-Mısrî (ö. 618/1221)

Kemâleddîn-i Mevsılî (ö. 639/1241)

Öğrencileri

İbnü’l-Fuvatî

Kutbüddîn-i Şîrâzî

İbn Meysem el-Bahrânî

İbnü’l-Mutahhar el-Hillî

Hasan b. Şerefşah

İbnü’l-Havvâm

İbnü’l-Fuvatî

Ekol Mensubiyeti

Muhakkik, Şiî kelamcı, Filozof

Etkilendiği İsim ve Ekoller

İbn Sînâ

Fahreddin er-Râzî

Şerîf el-Murtazâ (ö. 436/1044)

Etkilediği İsim ve ekoller

Şemseddin İsfahânî (ö. 749/1349 )

Teftâzânî

Seyyid Şerîf Cürcânî (ö. 816/1413)

Etkileşimler, İlişkiler ve Hamiler

Esîrüddîn el-Ebherî

Ali b. Ömer el-Kâtibî

Müeyyiduddin er-Urzî ed-Dimeşkî (ö. 664/1265)

Fahreddîn el-Merâğî (ö. 667/1268)

Ebu’l-Feth Muhyiddîn Yahyâ b. Muhammed b. Ebi’ş-Şükr el-Mağribî el-Kurtubî (ö.682/1283)

Fahreddin el-Ahlâtî (ö. VII yüzyıl)

Fau Mun Ji (Çinli astronom)

Sadreddin Konevî,

Şemseddin Hüsrevşâhî

Nâsırüddin Abdürrahîm b. Ebû Mansûr Muhteşem (Kûhistan valisi)

Müsta‘sım-Billâh (Abbâsî Halifesi)

Alamut hâkimi Rükneddin Hürşah

Hülâgû

Ata Melik Cüveynî

Hayatı

11 Cemâziyelevvel 597’de (17 Şubat 1201) bugün İran sınırları içerisinde bulunan Tûs şehrinde dünyaya geldi.

İlk eğitimini babasından aldı. On beş yaşından itibaren ilim merkezlerine yolculuklar yaptı. Nişabur’da Muînüddin Sâlim b. Bedrân el-Mâzinî el-Mısrî’den fıkıh; Ferîdüddin Dâmâd’dan ve Râzî’nin öğrencisi Kutbüddin el-Mısrî’den felsefe dersleri aldı. Ferîdüddin Dâmâd’dan İslam dünyasının ünlü filozofu İbn Sînâ’nın eserlerini özellikle el-İşârât ve’t-tenbîhât adlı eserini okudu.

Tûsî genç yaşlarından itibaren ilme olan iştiyakı nedeniyle büyük bir üne kavuştu. Bu nedenle Kûhistan bölgesinin İsmâilî mezhebine mensup yöneticisi Tûsî’yi kendi bölgesine davet etti. Tûsî, Kûhistan’a giderek bu bölgede verimli ilmî çalışmalar yürüttü. Özellikle Şerhu’l-İşârât, Ahlâk-ı Nâsırî ve Tahrîrü’l-Mecistî gibi önemli ilmî ve felsefî eserlerini burada kaleme aldı. Ancak kısa bir süre sonra Bağdat’taki sünnî halifeye mektup yazması nedeniyle Tûsî ile İsmâilîler’in arası açıldı. İsmâiliyye mezhebinden ayrıldığını açıkladı, tutuklandı ve İsmailîler’in üs olarak kullandıkları Alamut Kalesi’ne gönderildi. Bir süre sonra Alamut kalesi, Moğollar tarafından kuşatıldı. Tûsî, Alamut hâkimi Rükneddin Hürşah’a Hülâgü’ye karşı koymanın bir işe yaramayacağını anlattı ve kaleyi ona teslim etmesini tavsiye etti. Daha sonra kalenin teslim edilmesinde Tûsî’nin rolünü öğrenen Hülagu, Tûsî’yi vezir yaptı. Ardından Tûsî, Hülâgû’nün Abbasî Devleti’nin başkentini ele geçirdiği Bağdat seferine katıldı. Tûsî’nin Hülâgû nezdindeki saygınlığı, özellikle müsbet ilimlerdeki faaliyetlerini yürütmek için maddî destek bulmasına vesile oldu. Hülâgû’yu ikna ederek Azerbaycan’ın Merâga şehrinde kendi dönemine kadar İslâm coğrafyasında yapılan en büyük rasathânenin kurulması için ondan kaynak sağladı. Tûsî, 657 (1259) yılında tamamlanan rasathânenin yanında büyük bir kütüphane kurdurttu. Özellikle Moğollar’ın Bağdat işgali sırasında buradan kurtardığı kitapları ve diğer şehirlerden birçok kitabı buraya getirtti. Çeşitli İslâm memleketlerinde tanınmış ilim adamlarını burada topladı. Felsefe, mantık ve kelam alanında Kutbüddîn-i Şîrâzî ve Necmeddin Ali b. Ömer el-Kâtibî, geometri ve astronomi alanında Müeyyidüddin el-Urdî ed-Dımaşkî, matematik alanında Fahreddîn-i Merâgî ve İbn Ebü’ş-Şükr el-Kurtubî, tıp alanında Fahreddîn-i Ahlâtî gibi uzman kişiler bu rasathânede çalışıyorlardı. Rasathânede Çin’den gelen Fau Mun Ji adlı bir astronom da vardı. Tûsî, uzun yıllar Merâga’daki bu rasathânede ilmî ve felsefî faaliyetlerini sürdürdü. Dinî ve felsefî konularda görüş alış verişinde bulunmak üzere İslam dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan Sadreddin Konevî, Necmeddin Ali b. Ömer el-Kâtibî ve Şemseddin Hüsrevşâhî gibi âlimlerle mektuplaştı. Çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Bunlar arasında Kutbüddîn-i Şîrâzî, İbn Meysem el-Bahrânî, İbnü’l-Mutahhar el-Hillî, Hasan b. Şerefşah, İbnü’l-Havvâm, İbnü’l-Fuvatî gibi birçok âlim bulunmaktadır.

Tûsî, Bağdat’a yaptığı bir ziyaret sırasında hastalandı ve 18 Zilhicce 672/26 Haziran 1274 tarihinde burada vefat etti. İsnâaşeriyye’nin yedinci imamı Mûsâ el-Kâzım’ın türbesinin yanına defnedildi.

 

Varlık Düşüncesi ve Metafiziği

Tûsî’nin varlık anlayışı, mütehhirûn dönemi kelâmı ile bu kelamı etkilemiş olan Meşşâî felsefesinin izlerini taşımaktadır. Onun genelde kelâm sistemi, özel olarak da varlık ve bilgi anlayışı İbn Sînâ ve İbn Sînâ sistemine eleştiriler yönelten Râzî’yle birlikte oluşan geç dönem kelam ilminin çerçevesini yansıtır. Bu nedenle Tûsî, özellikle felsefe ve kelamın konularının birlikte alınma imkanı veren genel kavramlar bölümünde felsefî kelâm ekolünün problemlerini çözmeye çalışır.

Tûsî varlığın tanımlanamayacağı, bedihî olduğu, varlık mefhumunun müşterek olduğu, varlığın artma ve çoğalma kabul etmediği, hayır olduğu, zihnî ve harici varlık ayrımı, varlık ve yokluk arasında vasıta olmadığı gibi temel ilkeleri hemen bütün müteahhirin bilginler gibi kabul eder. Bununla birlikte Tûsî mümkün varlıklarda varlık-mahiyet ayrımı olduğu Zorunlu Varlık’ta olmadığı konusunda İbn Sînâcı tutumu sürdürür. Genel kavramların sübûtî olmadıkları konusunda daha çok Râzî ve Sühreverdî’nin tutumlarını kabul eder. Tûsî, kelâmcıların bölünmeyen cüz (atom) anlayışını reddedip basit cismin herhangi bir cüze sahip olmadığını savunan Ebü’l-Berekât el-Bağdâdî ile birleşmektedir. İbn Sînâ düşüncesinde önemli bir yer tutan kozmik akıllar ve sudur teorisine karşı Bağdâdî ve Râzî’nin eleştirilerinin de etkisiyle mütereddit ve eleştirel bir tutum takınan Tûsî hem Konevî hem Râzî’nin öğrencisi Hüsrevşâhî ile mektuplaşmalarında bu düşüncesini dile getirir. Çünkü ona göre sudûrun kabul edilmesi, âlemdeki varlıklardan her birinin müteselsilen diğerinin vasıtalı veya vasıtasız illeti olmasını gerektirir; bu da illet ve ma’lûl olmaları bakımından bütün varlıkların dolaylı veya dolaysız birbirlerinden müstağni kalamayacağı anlamına gelir. Halbuki duyulur âlemde böyle bir şey söz konusu değildir. Ayrıca sudûr teorisinin varlık-yokluk, teklik-çokluk gibi yönlerden de tutarsızlıklar taşıdığını savunur ve bu teorinin doğru olmadığı neticesine ulaşır.

Tûsî isbât-ı vacip konusunda genel olarak İbn Sînâ tarafından geliştirilen imkân delilinin üzerinde durur. Özellikle zincirlemenin iptâli konusunda ileri sürülen en önemli delillerden biri olan “burhân-ı tatbîk”in serdedilişinde kendisinden önce ortaya konmamış farklı bir versiyon geliştirir. Allah’ın sıfatları konusunda ise İbn Sînâ felsefesiyle de uyumlu olan İmâmî-Mu‘tezile çizgisini benimseyerek sıfatların zâtın aynı olduğunu kabul eder. Tûsî tanrının kâdir-i muhtar olduğunu kabul etmekle birlikte filozofların “mûcib bizzât tanrı” anlayışının Râzî’nin düşündüğünün aksine tanrının kâdîr ve muhtar olduğunu dışladıkları anlamına gelmediğini ileri sürer. Tûsî’nin benzer bir uzlaştırma çabasını Allah’ın cüzileri bilmesi meselesinde de görmek mümkündür. Ona göre Meşşâîler Allah’ın ilminin herşeyi kapsadığı konusnda kelamcılardan farklı düşünmemektedirler. Zira onların Allah’ın cüzîleri bilmediğine dair her hangi bir iddiaları yoktur, ancak onların bizim bilgimizle Allah’ın bilgisi arasındaki farka dikkat çekmek istemelerinden kaynaklanan yanlış anlaşılma söz konusudur. Tûsî gerçek kadimin Allah olduğunu belirtmekle beraber zamanın dikkate alınmadığın bir kadim tanımıyla İbn Sinacı kıdem anlayışını savunur.

 

Psikoloji

Tûsî’nin psikolojiye ve ahlâka dair açıklamalarında insan nefsini şehvet, öfke ve akıl güçlerine ayıran Eflâtuncu nefis anlayışı, yine insan nefsini tabiattaki nebatî ve hayvanî varlık tabakalarına insanî mertebeyi ilâve etmek suretiyle insanî nefsî nebatî, hayvanî ve insanî güçleri bakımından ele alan Aristocu anlayışların bir sentezi görülür.

 Metafizik bakımdan Tûsî, insan nefsin varlığının apaçık bir gerçek olduğunu ve ispata ihtiyaç duymadığını ifade eder. İbn Sînâ’nın “uçan adam” düşünce deneyine uygun biçimde Tûsî’ye göre uyanık olan, uyuyan, sarhoş olan, çocuk, deli herkes kendi zatının bilincindedir. Buna göre nefis kendi kendini idrak eden basit ve cismanî olmayan bir cevherdir. Nefis, cevherdir, çünkü akledilir suretlerin taşıyıcısı ve kabul edicisidir, cismanî değildir, zira nefis çok sayıda sureti kabul edebilir, cisim ise aynı anda sadece tek bir suret kabul edebilir. Basittir, çünkü kabul ettiği bilgi suretleri bölünmediğine göre nefis de bölünemez. Nefsin basit ve cismanî olmayan bir cevher olması onun ölümsüzlüğünün de dayanağıdır. Tûsî’ye göre sadece insan nefsinin kendi bilincinde olması ve ebedî olan faal akıldan sudur etmesi nedeniyle ölümsüzdür.

 

Ahlak

Tûsî’ye göre pratik felsefenin konusu ahlak, ev yönetimi ve siyaset ilmidir. Tûsî’nin “düşünüp taşınmaksızın fiil ve davranışların kolaylıkla sâdır olmasını sağlayan melekelerdir” şeklinde ahlak tanımı Gazzâlî etkisini yansıtır. İnsan yetkinliğe ve mutluluğa ulaşmak için ikinci yetkinliklerle donanmak durumundadır. Çünkü yetkinlik faziletin eksiklik ise reziletin sonucudur. Faziletler temelde insandaki gazap gücünün bir erdemi olarak yiğitlik,  şehvet gücün bir erdemi olarak iffet ve insanî nefsin bir erdemi olarak hikmet olup bunların her birinin nicelik yönünden ifrat ve tefriti ise reziletleri oluşturur. Örneğin yiğitliğin nicelik yönünden ifratı saldırganlık, tefriti ise korkaklıktır. İffet hazlara düşkünlükle isteksizliğin, hikmet kurnazlıkla aptallığın itidalidir. Bütün erdemlerin itidali ise adaleti oluşturur. Bu görüşlerin Yunan ve İslam felsefesinde kökleri olmakla birlikte Tûsî’nin ahlâk felsefesinde dikkat çeken hususlardan en önemlisi onun erdemsizliklerin tasnifine ilişkin görüşleridir. Buna göre erdemlerin nitelik ve nicelik bakımından ifrat ve tefriti vardır. Nicelik yönünden uzaklaşma yukarıda ifade edilmişti. Örneğin şehvet gücünün nitelik bakımından uzaklaşması sapıklığı doğurur. Nicelik bağlamındaki erdemsizlik ahlâka uygun olmasa da insan doğasına uygundur, oysa nitelik bakımından erdemsizlik hem ahlâktan hem de fıtrattan sapmadır. Tûsî’den önce görülmeyen bu ayırım daha sonra Osmanlı ahlâk düşünürleri tarafından benimsenmiştir.

Tûsî’nin ahlak felsefesinde Ebû Zeyd el-Belhî, ve Ebû Bekir er-Râzî gibi düşünürlerden gelen et-tıbbu’r-rûhânî anlayışına uygun fikirleri de görmek mümkündür. et-Tıbbü’r-ruhânî geleneğinde felsefe taliplisinin felsefî tedrise başlamadan önce tüm nefsî bağlantılarından, marazlarından, dünyevi ilgilerinden ve özellikle hüzünden kurtulmasını sağlayan bu felsefî terapi görevi görmesi diğer yandan nefsin güçleri ile bedenin organları arasında kurulan paralellikle tebarüz eden Galenci et-tıbbu’r-ruhânî geleneği Kindî ve Râzî tarafından tevarüs edilmiş, bilahare Tûsî de de yankısını bulmuştur. Buna göre Tûsî, erdemlerin korunması nda ve tedavisinde tıp ilmiyle ahlâk arasında bir bağ kurmuştur. Buna göre ilk önce erdemsizliklerin insanı ne gibi nefsânî hastalıklara götüreceği bilinmeli, daha sonra erdemlerin uygulanmasıyla erdemsizliklerin ortaya çıkması önlenmelidir.  Tûsî’nin ahlak felsefesinde Kindî’nin üzüntüden kurtulma ve ölüm korkusunu yenme düşüncesi ile stoik unsurları da görmek mümkündür. Bununla birlikte Tûsî’nin ahlakının baskın karakteri mutluluk ahlakıdır. İbn Miskeveyh’i takiben Tûsî  mutluluğun duyusal pasif bir haz değil, aklî aktif bir haz olduğunu belirtir. Şehvânî ve gazabî güçler maddî haz uyarıları karşısında pasif olmaları ve haz alma kapasitelerinin sınırlı, doyumlu olması, haz veren şeylerin geçici olması bu tür hazların kalıcı olmadığını gösterir. Aktif hazlar ise aklîdir, kesintili değil sürekli, dolayısıyla zâtîdir. Asıl mutluluk bu tür hazları ifade eder. Tikel ve göreli mutluluk bu dünyada insanın erdemli bir hayatı için önemli iken, mutlak ve tümel haz insanın aklî âlemdeki hayatının hedefidir. Fakat mutluluk yalnız ferdin değil toplumun da son gayesidir; toplumsal hayat insanların mutluluğa ulaşmasının aracıdır. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Bu insanın kendi kendine yeterli olmadığı, muhtaç olduğu ve yetkinleşmesinin toplum içinde olacağı anlamına gelir. Bu da toplumun nizamının sürdürülmesini, dolayısıyla devlet ve yöneticiyi gerekli kılar. Tûsî’nin siyaset felsefesi, Fârâbî de olduğu gibi sosyal dayanışma ve yardımlaşmayla gerçek yetkinliğe yönelen toplumun mutluluğunu sağlayacak tümel yasaların incelenmesinden ibarettir. Hükümdarın temel niteliklere ve erdemlere sahip olmasını öngören Tûsî bu bağlamda sevgi, adalet ve dostluğun önemine işaret eder.

 

Tecrübî Bilimler ve Astronomi

Tûsî dinî felsefî ilimlerde olduğu gibi matematik bilimlerde de öncü çalışmalar yapmıştır. Merâga Rasathânesi’nde Tûsî’nin öncülüğünde yapılan çalışmaların İslâm dünyasında müsbet ilimlerin gelişmesine önemli katkıları olmuştur. Çünkü bu rasathâne, astronominin yanında büyük bir kütüphanenin bulunduğu, aklî ve naklî ilimlerde çalışmalarını yürüten Kutbüddîn-i Şîrâzî, Necmeddin Ali b. Ömer el-Kâtibî, Müeyyidüddin el-Urdî, Fahreddîn-i Merâgī, Fahreddîn-i Ahlâtî, Fau Mun Ji gibi âlimlerin çalışmalarını yürüttüğü kapsayıcı bir kurum özelliğindeydi. Bu rasathane yaklaşık elli yıl faaliyette kalsa da Semerkand, Çin ve Avrupa’da astronominin gelişimine etki etti. Tûsî buradaki çalışmalarının bir ürünü olarak semt ve irtifa tayininde kullanılan torquetum adlı araç gibi Merâga Rasathânesi’nde kullanılan astronomi aletlerinin birçoğunu icat etti. Batlamyus satronomisinin tadili bağlamında kendi adıyla anılan Tûsî çiftini geliştirdi. Yine Tûsî astronomi kataloglarını içeren Zîc-i İlħânî’yi yazmaya başlamış, ancak ölümü yüzünden eser yarım kalmıştır. Tûsî astronomi çalışmalarında Batlamyus’un yer merkezli sisteminin yanlışlarını tadil ederek yine yer merkezli başka bir sistem önermiş, yerin durağanlığı ve yer merkezli sistemin delilleri hakkında şüpheler ileri sürmüştür. Onun bu çalışmaları öğrencileri Kutbuddin Şirâzî ve İbn Şatır üzerinden Copernicus gibi erken-dönem astronomların çalışmalarında, Bizans ve Sanskritçe metinlerde yankısını bulmuştur.

Tûsî’nin matematik bilimlerdeki önemli katkılarından biri onun tahrîr projesidir. Yunan ve erken dönem İslam bilim çalışmalarında kullanılan matematik bilimlere dair metinleri daha önce Ebherî’nin yaptığı gibi yeniden, anlaşılır, yanlışlıklardan arınmış ve zaman içinde değişen unsurları da gösterek standart metinler halinde yazdı (tahrîr). Bu çalışma Öklid’in Elementler, Batlamyus’un el-Macestî, bunların arasında incelenen Öklid, Theodosius, Hypsicles, Autolycus, Aristarchus, Archimedes, Menelaus, Sābit ibn Qurra ve Benü Mūsā gibi müelliflerin el-Mutavassıtât diye adlandırılan çalışmalarını kapsamaktaydı.

Bu tahrîr projesinde kaleme alınan Tahrîru Öklîdis’te Tûsî Öklid’in beşinci postulatı olan “paraleller postulatı”nı yeterince doyurucu bulmamış ve onu “Tûsî postulatı”yla değiştirmiş, bu postulatı kanıtlamada başarılı olamamışsa da Öklid dışı geometrilerin ortaya çıkmasına öncülük etmiştir. Hatta Sir Lanuckneri’nin XVIII. yüzyılda uzay geometrisini Tûsî’nin düzlem hendesesi prensiplerinden beşinci prensip üzerine kurduğunu söyleyen bilim adamları vardır.

İslâm dünyasında trigonometriyle ilgili ilk müstakil çalışma olan Şeklü’l-katta‘ adlı eseriyle Tûsî trigonometrinin astronomiden ayrılmasını hızlandırmış ve matematiğin bir dalı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. 

 

Musikî

Tûsî'nin musîkîye ait risâlesi, Risâle fî İlmi'l-Mûsikâ, Paris Milli Kütüphanesi 2466 numarada, çeşitli konularda risâleler içeren başlıksız bir yazmanın içerisinde (vr. 197-198) bir bölümdür ve dünyadaki tek nüshadır.

Tûsî mûsikî ilmini; te'lif (beste) ve îkâ´ olmak üzere iki kısma ayırmaktadır. Telif; tiz ve pest insan tabiatının kabul ettiği çeşitli nağmelerde bulunan seslerin oranları ile ilgilidir.

Tûsî'ye göre bir beste yapımında tizlik ve pestlik açısından, nağmeler arasında belli sayısal oranlar bulunmalı ve bu oranlar insan tabiatına uygun olmalı, insan nefsine hoşluk vermelidir. Tûsî, telif'in tanımını yaparken ara cümle olarak nağmenin şiddet ve zayıflığının, telifin tanımına girecek bir nitelik olmadığını belirtmektedir.

Mûsikî ilminin ikinci bölümü îkâ´dır ki Tûsî, îkâ´ konusunda Risâlenin en sonunda birkaç cümle söylemektedir. Herhangi bir usûl ismine yer vermese de îkâ´ ilmine dair birkaç temel kavrama işaret etmiş ve şiirdeki veznin îkâ´ ile ilişkisini belirtmiştir.

Tûsî'nin musiki risâlesinin önemli ölçüde aralıklar (ebâd) üzerine kurulu olduğunu söyleyebiliriz. Ona göre "Çeşitli tizlik ve pestlikteki her iki nağme bu´d (aralık-interval) olarak adlandırılır." Risalesinde yer verdiği ve açıkladığı aralıklar şunlardır: iki oktav, oktav, oktav ve beşli, (oktav ve dörtlüyü atlamıştır), beşli, dörtlü ve dörtlüden sonra gelen aralıkların 5/4'ten başlayarak 6/5, 7/6…olarak sonsuza kadar devam edeceğini belirtir. Ancak en son uyumlu sesin 46/45 oranlı aralık olduğunu belirtir. Bundan sonra gelen sayılar arasındaki farklılığın kulakta hissedilemeyeceğini belirtir. Bununla Tûsî "en uyumlu aralıkların küçük tam sayılardan oluşan ve süperpartiküler oranlarla ifade edilen aralıklar olduğu" kuralına işaret etmektedir. Bu kural eski Greklerden beri mûsikî nazariyatında "küçük sayılar kuralı" olarak yer almaktadır: Birlikte duyulan iki sesin frekans oranı ne kadar küçük tam sayılardan meydana gelirse, o iki ses arasındaki aralık o kadar uyumludur. Bu sebeple mûsikî nazariyâtımızda bazı aralıklar için takrîbî değerler kabul edilmiştir.

Tûsî’nin risâlesi bu kadar kısa olsa da kendisinden sonra musiki bilimi alanında çok önemli iki eser kaleme alan Urmevî’ye ve müzik notasyonunda önemli bir yeniliğe imza atan Şîrâzî’ye öncülük etmesi açısından oldukça önemlidir.  

 

Öne Çıkan Eserleri

  • Ahlâk-ı Nâsırî. (Telif) Kum, 1413.
  • Esâsu’l-İktibâs. (Telif) Tahran, 1375 hş.
  • Musâriu’l-Musâri’. (Telif) Thk. Şeyh Hasan el-Mu’izzî. Kum, 1405.
  • Şerhu’l-İşârât ve’t-tenbîhât. (Şerh; Safer 664) Thk. Kerim Feyzî. Kum, 1383 hş.
  • Ta‘dîlu’l-mi’yâr fî nakdi Tenzîli’l-efkâr. (Şerh) Mantık ve Mebahisu’l-elfaz : Mecmua-i Mutun ve Makalat-ı Tahkîkî içinde. ihtimam: Mehdi Muhakkık. Tahran, 1353 hş.
  • Tecrîdu’l-i’tikâd. (Telif; 660) Thk. Muhammed Cevad Hüseyni Celâlî. Kum, 1986/1406.
  • Tecrîdu’l-mantık. (Telif) Beyrut, 1988/1408.
  • Telhîsu’l-Muhassal. (Şerh; 669) Beyrut, 1985/1405.
  • Şeklu’l-Kattâ. (Kitab shakl al-qatta’). Ed. Fuat Sezgin. Frankfurt, 1998.